
ben artık orada yokum / Said Ercan
Dünyanın hali bu çeker giderim
Yalnızlık yolcusu gönlüm,
Bir garip seyyahım, anla kendime göçerim
Murat Çelik
Arkamdan sürüklediğim onlarca kentin öksüz bırakılmış çocukları gibi sıcak bir yuva için araladım menteşeli ahşap kapıları. Çöpe savrulan ne kadar müsvedde varsa içimdeki yangını yazdım. Şimdi bilmem hangi çöplükte benim hikâyelerim okunuyor.
Arka kapısından girdiğim her şehirde önce ecinniler karşıladı beni, ıssız bir gölgeye teslim edilmişti tüm emanetlerim, aradığım hiç bir şey yerinde değildi. Taşıdım elzem olan ne varsa hayata dair. Bir omzum hep çanta yarası, boynum biraz bükük. Taşındım diyar diyar, otobüsüm her mola verişinde uyuyan nefretlerimi havalandırıyordum.
Ne zamandır demli çaylar almıyor yorgunluğumu. Sigara içmeyişimin cezası bu başımdaki sancılar. Ev telefonum çalıyor, bir yerlerden koşarak yanıma geliyor henüz ilkokul çağında şeker mi şeker bir yavru; "zillerin çalıyor" diyor "zillerin çalıyor abi".
Ben artık orda yokum, bedenimle ruhumu aynı kentte bulundurana kadar da olmayacağım. Ben şimdi Anadolunun bilmem hangi kasabasında üç harfli zulümlerle boğuşuyorum. Benliğime hükmetmiş, yarım hayatlar yaşayan, bilmem hangi lanet olası umutsuzluğunu bana aşılayan sönük yüzlü adamlarla uğraşıyorum.
Ben artık orda yokum. Bir fatura daha bırakıyor postacı kapıma. Günü geçmiş ödemelerim, erken ödediğim dostluklarımdan daha sadık çıkıyor, peşimden gelmeyen iyi yanlarım ve peşimi bırakmayan çaresizlik.
Ben artık orda yokum. Anfi tiyatronun arkasında bekliyorsun yine. Hava soğuk, kaç defa dedim üşürsün, donmak kötü bir duygu, hiç bilme!
Ruhum Petersburg'ta tavla oynuyor, köprüden geçenler de çarlık Rusya’sının vakarlığı, bedenimi karıncalar kaplamış, "aman ya rabbi" karıncalar mı daha hızlı ısırıyor, yoksa beynimi kemiren evsizlik mi?
Evler hane olmaktan çıkalı çok oluyor; cebimde dört evin anahtarı, içlerinde en çok kapısı camiye açılanı seviyorum, yan komşumun evi hane ve ben buna çok içerliyorum.
Öykümü yitirdiğim sokaklarda kafiye tutturamamanın şiirsizliği ile dolaşıyorum. Dilime pelesenk olan bütün mısralar başkasının. Tanrım neden hep böyle oluyor; en fiyakalı acılar benim, en güzel şiirleri neden başkaları yazıyor?
Ben artık orda yokum ve sen hâlâ bekliyorsun, soğuk demiştim hatırlıyorsan. Bak son kez tekrar ediyorum üşürsün, yağmurluğum karda bir işe yaramıyor, kaç defa dedim donmak adamı kötü ediyor.
Ben artık orda yokum, biliyorum sen de yoksun. Sana birşey diyeceğim aramızda kalsın; o şehir de yok aslında! Ben sana dört dörtlük bir şehir kurdum bulutlar üstünde. Bir gün güneşli olursa gökyüzü, bulutlardan anlamlı figürler çıkarırsın. Mesala ben onları hep pamuk sanırdım küçükken; hâlâ öylemi, hâlâ öylemi söyle?
Ben artık orda yokum, üstelik burda da yokum, yani senin anlayacağın bir haymatlosum. Beni vatandaşlığa kabul edecek bir ülke bulana kadar da, şehirhatlarından arama beni, ben kendimi bulduğumda ilk sana haber vereceğim söz, kapı gibi sevda sözü, bilirsin sevdalılar yalan konuşur, sevdalar yalan konuşmaz.
Otobüsüm birazdan hereket edecek, ben gidiyorum, sen hep orda kal olur mu?
Said Ercan
saidercan@gmail.com
|