FERHAT KALENDER İLE YOLCU DERGİSİ VE SÖZ ÜZERİNE KONUŞTUK
Söyleşi: Selman Maltaş

Ferhat Kalender ;
“HAYAT NEREYE KADAR SIZIYORSA BİZ DE ORADA OLACAĞIZ”
Yolcu Dergisi 41. sayısına ulaştı. Bu bağlamda Yolcu, edebiyat serüveninde istikrarlı bir duruşun da sahibi oldu. Siz Yolcu’yu bu uzun soluklu yürüyüşte, edebiyat ve düşünce alanında hangi misyonun sahibi olarak görüyorsunuz?
Yürüyüşler niyetlerin bir süreğidir. Bizim yürüyüşümüz de başat olansa hal dünyamıza ait bir anlama biçimini hatırlamak ve hatırlatmaya yönelik bir çabadır. Bu nedir? Günümüz dünyasının egemen söylemlerinin içerisinde kaybolup gitmekte olan anlam dünyalarına yaptığımız vurgudur. Biz bir duruşa vurgu yapıyoruz. Genel geçer ve dayatılan ve birilerinin içini doldurduğu kavramlarla hayata baktığınızda, bu bakış at gözlüğü takmış olmaktan beter bir bakıştır. Aşağılık bir görme ve duyma biçimidir. Biz edebiyat ve düşünce dünyaları diye kategorik bir üsluptan yana değiliz örneğin. Dahası edebiyat dergisi de değiliz. Biz bir söz dergisiyiz. En güzel söz vahydir, söylenmiştir. Bu söze uzaklığımız ve yakınlığımız kimliğimizi ve kişiliğimizi belirler. Bunu söylüyoruz. Her şeyden önce Müslüman duyarlılıklarla ve müslüman olmaklığımızla taşıyabileceğimiz bir yükten öte değil şu andaki durumumuz.
Yolcu edebiyat sahasında farklı bir kulvar açtı diyebilir miyiz?
Yolcu Dergisi, mütevazi bir soluktur. Farklılık ve farklılaşma peşinde koşmaz. Söylenmesi gereken bir söz varsa bunu en yüksek perdeden ve her türlü argümanı kullanarak söylemeye çalışıyoruz. Biz diyoruz ki, “Sen hayatın içinde olan! Bak her şey sana öğretilen ya da sana gösterilen gibi değil. Bak her şeyin farklı bir tarafı da var. Tedirgin olacaksın, rahatın kaçacak ama yaşamak da böyle bir şey. Yaşıyor görünmekten öte başka bir şey var… Bizim bir kulvarımız yok. Hayat nereye kadar sızıyorsa biz de orada olacağız.
Daha önce gerçekleşen bir röportajda da belirtmiş olduğunuz gibi, Yolcuyu; ‘’Kalbi olan bir dergi!’’ olarak tanımlandırıyorsunuz. Bir derginin kalbi olması sizce neyi ifade ediyor?
Arındırılmış ve ilahi iradeden boşaltılmış akılla tanımlanan bir dünyada yaşıyoruz. Kitap der ki; ‘Akletmez misiniz!” biz bunu “kalbetmez misiniz?” diye de okuyabiliriz. Yani kalbin mihmandarlığında iz sürmeyen bir aklın ortaya koyacağı şey kaostur, kirlenmedir. İnsanlar, insanlıklarından çıkarılırken önce kalpleri zehirlendi. Kalpleri kirletildi. Kalpleri devre dışı bırakıldı. Salt kuru akıl zaten yönelimi gereği hızlı şekilde dünyevileşebilen bir işleve sahiptir. Bu anlamda muhataplarımıza sahipliğini Allah’ın yaptığı bir kalpleri olduğunu ve kalpleriyle hayatı taradıklarında görecekleri karşılığın daha sahici ve onurlu olacağını söylüyoruz.
Okurlarınızın Yolcu’ya sahiplenme emareleri taşıdığını görüyoruz. Bu açıdan, Yolcu ve Yolcu okurları arasındaki dirsek/kalp teması üzerine neler söylemek istersiniz?
Bu derginin sahibi okurdur. Her fırsatta bunu belirtiriz. Çünkü künyemizde aynen “ yayınlanan yazılardan okur da sorumludur!” dedik baştan beri. Okurlarımızın gerçekten de samimi yönelişleri ile ülkenin bir çok yerinde satılmaktadır dergi. Çünkü biliyorlar ki Yolcu tökezlediğinde yüreklerinde bir tını eksilecek. Çünkü biliyorlar ki Yolcu asla rol yapmaz. Esnek davranmaz. Her şeyi açıkça olduğu gibi söyler. İsyana tetik bir tarafı vardır. Okur biliyor ki darda kaldığında zorda bulunduğunda biz her dem yanında oluruz. Fil dişi kulemiz yok. Yazı yazıp kulelerimize çekilerek yan gelip yatmayız. Geçen bunca senedir, nerde bir gariban, cezaevine düşmüş, mağdur durumda olan var ve bizden dergi istiyor, aksatmadan önce onların dergileri yola çıkar.
Yolcu Dergisini diğer dergilerden ayıran görsel bir tarafı da var. Derginin ebatı ve titizlikle seçilmiş olduğu açık olan fotoğraflar. Bu seçime bir metafor olarak ne gibi anlamlar yüklüyorsunuz?
İyi bir şiir ya da deneme iyi bir görseli de hak eder. Bu estetik bir kaygının ürünüdür aynı zamanda. Dergide yayınlanan herhangi bir ürünün aynı zamanda bir kartpostal gibi duvarlara, dolaplara asılması, ona aynı bir değer verilmesi önemli. Söz dergisi olmanın ve güzel bir söz dizinini güzel bir görsellikle sunmanın gereğine inanıyoruz. Bu anlamda derginin tasarlanma süreci ayrı bir sanat çalışmasıdır bizim için. En küçük bir çizgisi dahi düşünülerek konulmuştur. Bütün bu görsel şölen bizzat derginin mutfağında hazırlanmaktadır. Asık suratlı olmaya gerek yok. Hayata doğru koşuyoruz ve gülümsemeye devam ediyoruz hepsi bu.
Yolcunun kemikleşmiş bir yazar kadrosu olduğunu görüyoruz. Yolcu dergisi gibi orjinal dil kullanan bir dergide yazı yayımlatmak zor olsa gerek! Bu bağlamda siz, yazı yayımlarken hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Kemikleşmiş bir yazar kadrosundan ziyade gönüldaşlardan söz edebiliriz. Samsun’da çıkmakla birlikte ülkenin bir çok yerinden yoğun katkılar alıyoruz. Bunun yanında derginin kendine özgü bir anlatım biçimini de sürekli diri tutmaya çalışıyoruz. Her sayıda sürekli olması gereken yazılara bakıldığında bu kendini gösteriyor. Öncelikle ortaya koyduğumuz üslubun bilinmesi gerekiyor. Yayınlanan yazılarda satırarası okumalar yapabilenler bunun farkındadırlar. Bu bağlamda her türlü ürünü yayınlamaya açığız.
Yolcu taşradan yükselen bir sesin sahibi. Yolcu’nun ortaya çıkışına taşranın; “Biz de buradayız!’’ haykırışı olarak bakabilir miyiz? Taşrada yaşayan ve sesini yükseltmek isteyen gençlere neler söylemek istersiniz?
“Biz de buradayız!” demedik hiçbir zaman. “Biz buradayız!” dedik. Biz kenti önemsiyoruz. Bir duruş olacaksa kentli ve kentin tam ortasından bir söylemle gerçekleşecektir bu. Bu günün dünyasında taşralı olmak, taşrada kalmak, taşrada yaşamak gibi şeyler geçerliliğini yitirmiştir. Her şeyden önce estetize edilmiş bir bakışa ihtiyaç var. Kentli bir söyleme biçimine… Gösterdiğiniz her refleks aynı zamanda içi doldurulabilecek bir süreci de işaret etmeli. Yürümeli ancak sağlam adımlarla.
Yolcu’nun zemheri ayı olarak tabir edebileceğimiz zor günleri oldu mu? Bizimle paylaşmak ister misiniz?
Bu dergiyi çıkaran insanların aynı zamanda ekmek parasını çıkardıkları başka işleri de var. Aileleri vs… Bir senelik bir ara vermiştik bir zamanlar. Bunun sebebi de uzun soluklu olmanın getirdiği yorgunluktu. Sonra toparlandık ve daha güzel geldik. Maddi anlamda hiçbir zaman bir zorlukla karşılaşmadı dergimiz. Lakin özellikle satış noktalarına gönderdiğimiz dergiler satıldıkları halde ücretleri zamanında geri dönmediğinde yapmak istediğimiz bir çok şeyi de yapamıyoruz. Eğer düzenli bir geri dönüş olsa okurla başka şeyleri de paylaşabiliriz. Bu, küçük kitaplar, kartpostallar, posterler vs. olabilir. Şu andaki maddi durumumuz yalnızca derginin çıkmasına yetiyor.
Son olarak özel bir soru sormak istiyorum. Ferhat Kalender’in bir kitabını yakında raflarda görebilecek miyiz?
Yolcu Dergisi, 2007 ile birlikte yoğun bir yayıncılık faaliyetine girmiş bulunuyor. İlk kitabımız şu anda raflarda. Sıddık Akbayır’ın “Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir” isimli ve çok ses getirecek çalışması satışa sunuldu. Ferhat Kalender’e gelince olağanüstü yoğunluktan fırsat bulduğunda deneme ve öykü kitabıyla yakında okuruyla buluşmayı umuyor. Şu anda kitap tasarım aşamasında sanırım mart ayı başında gereği yapılacak.
Allah kalbinizi korusun kardeşlerim..
Ferhat KALENDER

|