akasya düşleri / 1 - Neşe Yeşilova

       
adam:

        "bıraktığımdaki çehrene n'oldu, nerede lotuslarla bezediğin
saçların, söyle kadın ne oldu sana!?"

kadın:

       "kim miyim!? elmanın yanılsamasında kan gibi görünen kızıl dudak ben:
züleyha…

        billur ellerimi kırardım alsaydım bıçağı elime. almadım… alanlar kırmızı aşk düştü bembeyaz tafta kaftanına, ben ise elime bile alamazdım o gün/âhı…

        inliyorum köşemde sanki ardınızdan kovalayanınız benmişim de elimde kalmış gömleğiniz; yırtık ve lekeli…

       elmaya aşk, aşka kan, dile son söz düştü. çehremi soldurdu s/izdeki ışık. artık yüzsüzüm gidiniz efendim, gidiniz."

       ve başını hafifçe öne eğdi…


elleriniz son harflerin dansındayken

inadına dağıtıyordum ceplerimden kelebekleri

nice mektupları isimsiz pullarken siz

yarına ters düşüyordum takvimden

bir de umurumda olmayan aynaya

bakıvermek geçti içimden

hani diyordunuz ya

"kendin*ize iyi b/akın ve dönüp bir daha b/akın" *

b/aktım ama önce inci kolyemi taktım

yanaklarımdan çırpınarak süzülen

kaç maviden açılmış martı eşliğinde

çalıntı bir sevgi koydular koynuma


size hiç sarılmamıştım ki efendim

sıcağınızı sakladım ayrılığa eş

*'alnıma koyarken vedâ busenizi' *

saçlarım döktü tüm iğde çiçeklerini

hercâinin morunu saldım dudaklarıma

sonra esriyen zamanla ağarttım son siyahı

sesleniyorken siz adımla

pür-neş'e olamadım telâşlı yüzünüzde

kul/aklarımı kızıl ipeklere sardım

duymasın diye ''*vazgeç kal''* deyişinizi


emprime desenler çizdim yüreğime

göz-erimi yollara salarken hikâyeyi

emsâlsiz düşler yetişti imdâdıma

eşgüdümlü sözlerin envanterinden

dökülürken endişeler bir bir

o gün/âhsız aşkın mahkûmiyetine

kallavi enkazda hazineydi kalbî söz

sidresinde allanıp meyveye dururken

sıravârî ereğinde pe(n)çeydi âhım


kent-soylu seyirlerden yorulmuş

kıptînin ellerinden düştü kastanyet

kenarın dilberi değildik lâkin

vâdilerde basıverdi harâmiler

etnik temizlikti kirlenmiş elleriyle

çözülürken kasvetlerin pası

ayalarımıza fışkırıp doldu kan

kesimlik nabızların hırçın atışlarından

plazmasında yüzerken aykırı kimyası aşkın

kanolarla eğleniyordu burjuva

kirpiğime kaç inci s/açmışken yuva

mabetler kampanalarda susuyordu şaşkın

kay/pak yıldıza kay/ağan gözlerim


adam:

       "şimdi tütsüle gün batımlarını, yakarışa kurban et ki geceyi aklansın siyahın ve karşıla sabahı ki zindanıma ışık salsın… dirilişi tutunduğun gülşeninde her tomurcuk rüyalarımın zamanına yatırırken esâretin zincirini küf düşsün demirin yasına.

           ağla… ağla… göz pınarların kuruyana değin ağla. ancak ödenir bedeli kınanmışlığın. taş duvarlarda ilerlerken gölgeler sardunyalar fısıldadı kokunu. geçtiğin yollar belliydi ve şimdi geçip sana geliyordum o yollardan…

           henüz anlaşılmışken mâsumluğum. bahtım ile tahtının arasında rüya köprüleri kuruyordum. sen ise a(l)danmış kadın, sen ise sütunlarından bir kenti taşıyordun omuzlarında. o kentin kuyulara, kuyulardan zindanlara çıkan yolları uzardı ardınsıra… sandaletlerin billûr mekânın altın varaklarıydı.
yürüyüşün akışıydı ceylânların doyumsadığı nehirler gibi… ağla kadın, ağla!.."


neşe yeşilova

neseyesilova@gmail.com