acı deniz – fatma k. barbarosoğlu

Acı deniz’de yazar, insanoğlunun kendi içerisindeki açmazlarına değinirken; anlaşılamamayı, hayata tek taraflı bakış açılarıyla yüzlerini dönen insanların düşünüşlerini, paçalarından modernizm sızan bir dünyanın duyumsama eksikliği zerkeden yaşam biçimini gündelik hikâyeleri merkeze yerleştirerek okurlarına aktarırken, tefekkür yamaçlarına asma köprüler kuruyor.

O, kendi hikâyesini yazdığını zannederken, ötekiler onun hikâyesinde kendi hikâyelerini arıyorlardı. Bulduklarında âlâ, güzel’’ diye bağırıyorlardı. Bulamadıklarında, ya yazdıklarını yok sayıyorlar ya da olgunlaşmamış bir turşuyu tatmışcasına yüzlerini buruşturup olmamış’’ deyiveriyorlardı. Neden olmamıştı? Kimsenin bu sorunun cevabını aramaya niyeti yoktu.’’1

Barbarosoğlu eserinde, yazar ve okur arasındaki bağlantıya farklı bakış açılarıyla ışık tutma çabasında bulunuyor. Yazma eyleminin nüans noktalarına temas ederken, okurun bir hikâyede aradığı gerçekliklerinden yola  çıkarak, okur yazar ilişkisindeki karşılıklı duygu ve düşünce aktarımlarındaki rüzgâr ardında kalmış realitelere vurgu yapıyor. Zaten yazar, kitabın ilk bölümünde, altını kalın tonda çizdiği yazar okur ilişkisindeki gönül hareketlerine gönderme yaparak diyor ki: Bahtınız, yani karşılıklı paylaşımı, gönül açımı cömert olan okuyucularınız bol olsun.’’2

Kitabında, yaşadığımız çağdaki tasavvufi arayışı, idrâk ve nefs ekseninde ele alan yazar, yükü ağır düşünceleri çetrefilli çetelelere tutulan insanın hâline dikkat çekiyor.

Hep seyrediyoruz. Kendimizi, bulunduğumuz noktayı idrâk edemeden bir şeyleri seyrediyoruz uzaktan. Biz hiç yokuz seyrettiklerimizde. Bize kendimizi unutturan her şeye dört elle sarılıyoruz. Kendimizden kaçıyoruz. Kimliğimizde ıstırabın izleri var sanki. Sen bugünden yarına kaçıyorsun, ben bugünden düne. Buluşabileceğimiz bir an var mı?’’3

Barbarosoğlu, insanın içsel hezeyanlarını hüzünlü bir biçimde dile getiriyor. Arayışı kaçmakta bulan günübirlik, tüketimci bireysel tutumlara eleştirel yaklaşımlar sunarken, modernitenin dünya hayatında açtığı gediklerden ötürü insanlar arasındaki iletişimin argoya doğru kaydığını, nesiller arası iletişimsizliğin had safhaya ulaştığını örnekliyor.

Güz güneşinin ağaçların arasından mağrur bir edâyla toprak üzerine desenler çizdiği yerde ikram edilen Acı Deniz’di’’4
Hayatın her köşe başına kıyısı olan, insanın içerisindeki kirli atıklarla doldurulmuş nehirlerden beslenen Acı Deniz’in, kâinatın kursağında biriken hikâyelerini, tercihini gelenekten yana koyarak aktaran bu eseri okumanızı tavsiye ediyoruz.

    • 1 - Acı Deniz, sy. 83
    • 2 - Acı Deniz, sy. 11
    • 3 - Acı Deniz, sy. 37
    • 4 - Acı Deniz, sy. 26