Yazarlarımız
»  Said Ercan
»  ZemheriEdebiyat
»  Züleyha Çay
»  Mehmet Şamil
»  H.İbrahim Polat
»  N. Yeşilyurt
»  Adnan Taş
»  Mehmet Türkmen
»  Mustafa Uçurum
»  M. Serkan Önder
»  Adige Batur
»  Ersan Er
»  Emine Şimşek
»  Yahya Kurtkaya
»  Yılmaz Yılmaz
»  Ceyhun Köse
»  Öznur Tunç
»  Ömür Kurt
»  Yücel Şenyer
»  Fikret Beg
»  Kerem Buldu
»  AbdulazizTantik
»  Leyla Marankoz
»  Sefa Bıyık
»  A. Apaydın
»  EbrarPınar Kara
»  Adem Turan
»  Sizden Gelenler
»  A.Yılmaz Tuncer
»  Murat Hazine
»  Tuba Ünal
»  A.Kadir Akdemir
»  A.Samet Kılınç
»  HasanTülüceoğlu
»  Gülnaz Eliaçık
»  Ümit Sönmez
»  Taylan Özkan
»  Tan Doğan
»  Atilla Yaşrin
»  C.Emre Teoman
»  Hümeyra Karagöz
»  Tarık Saydıran
»  H.Metin Avcı
»  Büşra Esed
»  Nilay BOLATTAŞ
»  Elif ALACA
Arama
Tarih Saat
  
Üzüm Bağları ve Mavi Dolunay / Leyla Marankoz

Kategori: Öykü | Yazan: Leyla Marankoz | Okunma Sayısı: 418 | 03 Eylül 2008, Çarşamba

/

Asma bahçeleri varmış dedemin sakalları uzunmuş ve köstekli saatine yarım saatte bir bakar dururmuş, zamana verdiği kıymet nispetinde bereket bulurmuş.

Annem anlatamayacak kadar ağlamaklı, babam delirecek kadar öfkeli oluyor söz dedeme değince. Dedemin suçunu bilmiyorum ama annemin sükutuna aşinayım, babamın öfkesine. Babam kadar öfkelisini az gördü gözlerim. Annemin saçlarını hiç örmediginden mi yoksa sürmeli  gözlerini hiç görmediğinden mi bilinmez, yabancıyım babama. Armut dibini biraz şaşmış sanırım. Üstelik hayallerime ambargolar koyarken dedemden söz ettirmeyerek, yakın bile sayılırım.

Babam yokken evde ve annem o tanıdık elleriyle alüminyum tepsilerde pirinç ayıklarken soruyorum cesaretimin düğmelerini ilikleyip:

-dedemin asma bahçelerini anlatsana anne.

Söz dedeme gelince bir tuhaf oluyor annemin gözleri. İki çukura gömülmüş mavi bir dolunayken bulutlanıyor, gece ağrısına dönüyor ve pirinçler suya değmeden anneme değiyor.

Yol tükenmiyor, cama dayayamadığım başim annemin asma anlatısı içine ve iki mavi dolunayın  bulutlanmış şehrine doğru düşüyor.

Geçen yıl vefat eden anneannemden sonra iyice çökmüs dedem. Baş edemiyormuş artık üzüm bağlarıyla, satacakmış. Tıngır mıngır ilerliyor yol. Olmaz diyorum, satılır mı asma bağları hiç. Bir kez bile koşamamışken bir ucundan diğerine, tanelerini avucumdan taşıra taşıra olukta yıkayamamışken, üstelik sakallarına makas attığım için “edepsiz seni” diye tatlı sert azar işitmemişken henüz, olacak şey değil diye direniyorum. Hiçbir yolcuyu rahatsız etmiyor düşüncelerim. Kalemimde pişip kokusu da dağılmayınca etrafa, muavin gelip “şu üzüm pekmezi kokan düşünceyi keser misiniz lütfen” diye uyarmıyor.

Babam öfkesinden zakkumlar ekmiştir annemin gökyüzüne şimdi. Ama gitmekten başka hiçbir fiilin çekimlenemedigi anlar vardır hayatta. Bu da öyle anlardan biriydi ve bütün çekim eklerim o fiile düğümlenmişti. Dedemin asma bahçelerine dalmadan geçen bir çocuklugu razı edemezdim kalmaya. Ki yol bitsin ve dedemin kadayıf sakallarına merhaba desin hiç de çocuklarınki kadar küçük olmayan avuçlarım.

“Bu da sana anlatacağım son öyküm baba, ister anla ister anlama. Şaraba dönüşebilir olması üzümün suçu değil sonuçta. Sonrası içinse bir çaren yok ve olmayacak, çünkü ben bir öfkeyle sükutun doğurduğu çocugum. Dedeme hasret yanım sana kızgın , asma bahçelerini hayal edemeyen çocuklugum öfkenden alacaklı. Dedemin suçu nedir bilmiyorum. Annemin kader çetelesine düşen suslar kadar annemin de oğluyum ama ben. Senin öfkenin yakıcılığında merhameti, annemin cılız savunmalarında karşi çikmayi ögrenmis, biraz küs biraz şimarık ve nihayet çocukluguna üzüm toplamaya giderken bütün kinleri ve  korkuları yüreğinden sınır dışı etmiş bir çocugum. Bunu umursa baba. Ben umursuyorum çünkü.”

Yazdığım mektuba bir acı tellalı gibi dokundu annem. Ama verecek biliyorum.

Karşıladığım şehrin ışıkları geride bıraktığım şehrin karanlığını emiyor gülerek, şehir de memnun, hem ne yazar olmasa… zamanı mekana pay eden yanımızı seviyorum. Annemin elleri pirinç ayıklıyor değildir şimdi. İnerken otogarda bir valiz sahibi olmamanın hafifliğiyle içeceğim ilk çayı kasaba kahvesinde. Şu köşedeki adam köstekli saatine bakıyor. Yoksa…

                                                                                                                                                                                                                                              Leyla Marankoz


Yorumlar
 Remzi Şimşek [ 18 Eylül 2008, Perşembe ]
“Bu da sana anlatacağım son öyküm baba, ister anla ister anlama. Şaraba dönüşebilir olması üzümün suçu değil sonuçta...

Adetim odur ki her ne okursam okuyayım, bu şiir olur, öykü olur, deneme olur içinden en güzel cümleyi seçip alırım. Sizin öykünüzden de bunu seçip aldım izninizle. Öykünüzde heyecanı diri tutmanız çok hoş, akıcı olması ve gerçek manada merakınızı bizimle paylaşmanız ve bizi meraklandırım acaba dedirtmeniz güzel. Keyif veren benzetmeleriniz bir an olsun burnumuza bir üzüm pekmezi kokusu salıyor. Ve bir an olsun üzüm bahçesinin ortasında gözlerimizi kapamış bir durumda bulabiliyoruz. Tebrik ederim emeğinize sağlık.

Sonuç niyetine; Eğer bir öykü anlattıklarıyla okuyucunun gözünde bir resim, fotoğraf oluşturamıyorsa gerçek manada öykü değildir, diye düşünmekteyim. Sizin öykünüzde de dedeyi, kadayıf sakallarını, üzüm bahçesini ve hasreti, öfkeyi, merakı görmek güzeldi....

1. 

Yorum Yazın:
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:

Zemheri Edebiyat © 2006 Tüm Hakları Saklıdır
mydesign | haberci v0.2   [ w ]