Yazarlarımız
»  Said Ercan
»  ZemheriEdebiyat
»  Züleyha Çay
»  Mehmet Şamil
»  H.İbrahim Polat
»  N. Yeşilyurt
»  Adnan Taş
»  Mehmet Türkmen
»  Mustafa Uçurum
»  M. Serkan Önder
»  Adige Batur
»  Ersan Er
»  Emine Şimşek
»  Yahya Kurtkaya
»  Yılmaz Yılmaz
»  Ceyhun Köse
»  Öznur Tunç
»  Ömür Kurt
»  Yücel Şenyer
»  Fikret Beg
»  Kerem Buldu
»  AbdulazizTantik
»  Leyla Marankoz
»  Sefa Bıyık
»  A. Apaydın
»  EbrarPınar Kara
»  Adem Turan
»  Sizden Gelenler
»  A.Yılmaz Tuncer
»  Murat Hazine
»  Tuba Ünal
»  A.Kadir Akdemir
»  A.Samet Kılınç
»  HasanTülüceoğlu
»  Gülnaz Eliaçık
»  Ümit Sönmez
»  Taylan Özkan
»  Tan Doğan
»  Atilla Yaşrin
»  C.Emre Teoman
»  Hümeyra Karagöz
»  Tarık Saydıran
»  H.Metin Avcı
»  Büşra Esed
»  Nilay BOLATTAŞ
»  Elif ALACA
Arama
Tarih Saat
  
Kadın Şehir ve Oğlan / Ersan Er

Kategori: Öykü | Yazan: Ersan Er | Okunma Sayısı: 371 | 10 Kasım 2008, Pazartesi

.....................................Bunu anlayamıyordu. Yataktan doğrulmadan fırladı. Doğru banyoya yollanacaktı ki yanındaki kardeşine baktı, öylece uyumaktaydı. /Masumane ve kardeşçe.

Banyoya yöneldi. Suyu açtı. Su, su... Tenine sadece su değmeliydi. Bütün düşüncelerini durdurmak istiyordu. Hiçbir şey olamamalıydı. Sadece o ve su.

Kapıyı kapatırken mutfağa girmek üzereydi ki kardeşi kalkmıştı. Ve banyoya yöneliyordu. Su terapisine bu sefer o başvurmak istiyordu. O çıkana kadar banyodan kahvaltıyı hazır edebilirdi. Hazırladı da. Konuşmak ikisinin de içinden geçmiyordu. Ama bütün cümleler her ikisinin de içine doğru lokma lokma diziliyordu. Dünyanın tüm cümleleri onların bir yerlerinde doğuyor ve tekrar içlerinde bir yerlere gidiyordu. Nerden gelip nereye gidiyordu bu düşünceler belli değildi. Ama hiç biri dışarı çıkacak kadar kendine güvenmiyordu.

Ve kız kahvaltıyı bitirince birden bir şey olmuşçasına yerinden fırladı kendini dışarı attı. Kaldırımda rüzgâr saçlarını savururken toprağın kokusunu tüm şehre bonkörce sunuyordu. Caddeleri geçerken yağmurun şiddetini insanların ne denli ıslandıklarını görünce anlamıştı kız. Yağmur bugün böylesi yağarken kendisi uykudaydı. Kim bilir kaç saat yağmıştır diye geçirdi içinden toprak kokusu ona iyi gelmişti. Daha fazla, daha fazla çekmek istiyordu içine...

Oğlan dışarı çıktığında toprak kokusu çarptı suratına adeta. Yağmur demek bu kadar çok yağmıştı. Bu inanların bu kadar ıslanması elbet bu sebeptendi. Rüzgâr estiğinde ruhunda doğan ve bütün vücudunu dolaştıktan sonra midesinde duran titreme yerini bulantıya ve daha sonra kusma isteğine bırakmıştı. Neden diye sordu kendisine neden yapmak zorundaydım?
 Ama her nasıl olduysa olmuştu ve geriye dönüş yoktu. Düşünmek neyi değiştirebilirdi ki? Öyleyse insan düşünmek bir zorunlulukmuş gibi bunarlı soruyordu kendisine? Anlamsız olduğunu bile bile yaptığı nasıl olurdu da anlam bulma arayışına yanıt olabilirdi. Şarkıda dediği gibi bugün de ölmedim diye geçirdi içinden.

Kadın

Kadın evine adım attığında sırılsıklamdı. Kapıyı kapattı. Montunu çıkardı. Kaloriferin önüne bir sandalye attı. Elini montunun cebine attı. Sigarasını aldı. Çoraplarını çıkardı. Banyoya attı.
 Banyodan havluyu aldı. Saçlarını kurulamaya başladığı halde kendisine bir kahve yaptı. Kahvesini yudumlarken radyoyu açtı. Radyoda bir zamanların pek meşhur ve daha sonra daha da meşhur ama yasaklı protest şarkıcının anneye dair şarkısı çalıyordu. Şarkıda, annesine bugün de ölmediğini ve abuk sabuk düşüncelerin nerden gelip nereye gittiğini ve dostluğun hayattaki önemini anlatıyordu. O ise oturduğu koltuğun üstünde sıcak odaya teslim ederken bedenini gözlerini daha ılık bir dünyaya açıyordu. Sigara tablada tüterken kahvenin yanında kahve soğumaya, sigara tükenmeye kadınsa uyumaya başlamıştı.

Oğlan

Uyandığında oda çok soğuktu. Ulan ne üşümüşüm dedi kendi kendine. Elleriyle gözünü ovuşturdu. Çapaklarını temizledi. Rüya ne saçma sapandı. Ağacın altında otobüs bekleyen çocuğa bir anlam veremdiyse de yağan yağmurun rüyasına girdiğinden emindi. O çocuk da kimdi? Otobüsün bir anlamı vardı? Neyse dedi. Sabahın kaçı diye baktı saatine. Saat ona sadece dört saat uyuduğunu söylüyordu. Ve acıkmıştı. Dışarı çık. Bir şeyler al ve ye. Beyninden gelen komut buydu. Çıktı dışarı. Ama ne alabilirdi? Yarım ekmek. Bir haşlanmış yumurta. Bir domates. Hepsi bu. Daha fazlasına parası yoktu. Ki ye deseler o da yiyemezdi. Zaten midesi berbattı. Soğuk odada üşütmüştü. Yemeğini yedi. Kusmak geliyordu içinden ama elbette kusamazdı. Kusarsa yine acıkırdı. Ve bu kez hepten aç kalırdı.   Çünkü para hiç yoktu. Kusmamalıydı. Ve oda bunu yaptı. Kusmadı. Tuttu kendini. İnat ve ısrarla bu durumun üstüne gitmeliydi. Sigarasını yaktı. Bunaltının psikolojik olduğuna kendini inandırmaya çalışıyordu. İnanabilirse kusmazdı. Ama bir zaman sonra düşüncesini çok saçma olduğunu anladı. Çünkü midesi bin beter bulanmıştı. Sigara dumanı bulantıyı daha da artırmıştı. Bir nefes çekmek istedi o andan sonra ama beyhudeydi. Midesi ilk atağı gerçekleştirmişti. O da sigarayı pencereden dışarı fırlatmıştı. Neden bilinmez gözleri pencereden yıldızları seyrederken gözünden yaş kendiliğinden akıyordu. Silmek istemedi. Aksın dedi. Usulca bir ses ona. Aktı gözyaşları. O ağlamadı. Gözyaşları aktı. Şehrin ışıkları değildi gözünün ona oynadığı oyun. Sahilden çok uzaktan geçen gemide bir kadının düşürdüğü kırmızı fuları rüzgâr sahile sürüklüyordu.

Şehir

Otobüsün en arkasına oturdu. Koyu yeşil ağaç dallarının arasında bir yol boyunca ilerledi. Kırmızı çiçeği koparabilirim düşüncesiyle açtı penceresini son sürat giden otobüsün. Ürktü ve geri çekildi. Cama çarpan dallardan içeri düştü, bir bebeği emzirircesine kucağına aldı. Seyre dışarı daldı dışarıyı. Uzun yolların sonunda sahilden geçerken bir gemi yenice uzaklaşırken rıhtımdan kadın düşürdü kırmızı fularını...

Kadın

Gözlerini açtı. Olduğu yere uyuya kalmıştı. Gözlerindeki ağrıdan çok uyuyup uyumadığını anlamaya çalışıyordu. Pencerenin önünde uyuya kalmış, pencere de açık. Boynu tutulmuştu. Boynunu ovdu. Sigarasına uzandı. Sigarasını içeri çekti. Çekti içini. Ve düşüncelere uzandı.

Ersan ER / Zemheri Edebiyat 6. Sayı

Resim: Onay Akbaş




Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın:
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:

Zemheri Edebiyat © 2006 Tüm Hakları Saklıdır
mydesign | haberci v0.2   [ w ]