Yazarlarımız
»  Said Ercan
»  ZemheriEdebiyat
»  Züleyha Çay
»  Mehmet Şamil
»  H.İbrahim Polat
»  N. Yeşilyurt
»  Adnan Taş
»  Mehmet Türkmen
»  Mustafa Uçurum
»  M. Serkan Önder
»  Adige Batur
»  Ersan Er
»  Emine Şimşek
»  Yahya Kurtkaya
»  Yılmaz Yılmaz
»  Ceyhun Köse
»  Öznur Tunç
»  Ömür Kurt
»  Yücel Şenyer
»  Fikret Beg
»  Kerem Buldu
»  AbdulazizTantik
»  Leyla Marankoz
»  Sefa Bıyık
»  A. Apaydın
»  EbrarPınar Kara
»  Adem Turan
»  Sizden Gelenler
»  A.Yılmaz Tuncer
»  Murat Hazine
»  Tuba Ünal
»  A.Kadir Akdemir
»  A.Samet Kılınç
»  HasanTülüceoğlu
»  Gülnaz Eliaçık
»  Ümit Sönmez
»  Taylan Özkan
»  Tan Doğan
»  Atilla Yaşrin
»  C.Emre Teoman
»  Hümeyra Karagöz
»  Tarık Saydıran
»  H.Metin Avcı
»  Büşra Esed
»  Nilay BOLATTAŞ
»  Elif ALACA
Arama
Tarih Saat
  
Bir Türk Sinem Kültü Uçurtmayı Vurmasınlar / H. Metin Avcı

Kategori: Sinema | Yazan: H.Metin Avcı | Okunma Sayısı: 388 | 10 Kasım 2008, Pazartesi

/Tunç Başaran’ın ardı ardına çektiği iki film. Uçurtmayı Vurmasınlar ve Piyano Piyano Bacaksız. Bu iki filme sinema/ tarihimizi yüzyıl sonra inceleyecek bir akademisyenin de kayıtsız kalamayacağına eminim. Art arda çekilen iki başyapıtın temel başarısı elbette insani duygulara özellikle sevgi kavramına bakışıdır. Her iki filmin öyküsünde zor yaşamlar konu alınır. Birisinde hapiste büyümek zorunda kalan bir çocuk diğerinde ise ikinci dünya savaşı yıllarında bir çift ayakkabısı olacağı günün düşüyle yaşayan bir diğer çocuk. Her iki kahraman da çocuk ve her iki kahramanın çevresinde yaşama sımsıkı tutunmuş,  birlik olmanın her türlü zorluğu yeneceğine inanmış yetişkinlerden kurulu bir dünya var. Ama ikisi arasında bir tercih de bulunsam oyum Uçurtmayı Vurmasınlar’dan yana olurdu. Neden mi?

 Uçurtmayı vurmasınlar filminin benim için öyküsü oyunculuğu ve ya sinemayı sinema yapan diğer tüm unsurların dışında çok farklı bir tarafı da var. Yıllar sonra fark etmiş olduğum kadarıyla, kısaca ve kibarca, eğer yanılmıyorsam; ilk aşkımı bu filmle yaşamıştım. Ben Barıştan 6 yaş daha büyüktüm ilk izlediğimde ama içimde bir 6 yıl yaşayacak olan İnciye duyduğum sevgi en az Barışınki kadar derin etkileri olan bir sevgiydi. Ta ki ilk gençliğimin ilk ideolojik tercihleri ve sempatik-İngilizce anlamıyla acı çekmek-duygulanmalarıma inci neden olmuştu.
Çok sonradan anladım ki hep inciyi arıyordum.
Sinema öğrencisi olduğum yıllarda kavramış olduğum Türk sinemasında devam ede gelen net bir hastalık vardır. Ölüm edebiyatı. Bizim sinemamızda ölümle noktalanmayan bir film nerdeyse yok gibidir. Bizde işlenmeyen ifadelerin aslında bir hayatı anlamlı kılan ne varsa Uçurtmayı Vurmasınlar’da ele alındığını iddia edebiliriz. Bahsi geçen arabeskliğe inat bu filmdeki şu diyalog sinema derslerinde saatlerce konuşulabilir.

Barış: ne zaman doğacak?/
İnci: doğar bir gün

Yaşamın içindeki salt unsur: ümit. Ve bir çocuğa, hayata yeni başlayana, verilmesi gereken en önemli azık. Kaldı ki bu çocuk hapisteyse. Ve daha genel anlamıyla insanlara yaşamın zorluklarına göğüs germenin –belki de üzücü bir şey ama- bizim elimizde oluşu. idame ettirme adına en gerekli unsura vurgu yapılması.

Filme diğer bir sekans da şöyle gerçekleşmektedir. Dünyaya kahır eden, hayattan zevk almayan bir kadını oynayan karakter bir repliğinde;
 “Her şeye ben koşuyorum, her şeyi ben yapıyorum kimsenin umurunda değilim. Ne çocuklar ne babaları. Neyim, ne haldeyim soran yok” der
Bunun üzerine bir siyasi suçlu;
 “Bu hayta sevdiğin hiç mi bir şey yok senin” diye sorduğunda
“Yok!”  Cevabını verir.
Ama ilerleyen sahnelerde barışa, kuytu bir köşede, merdiven altında yoğurt kabı gibi bir şeyin içinde yetiştirmeye çalıştığı fasulyeyi verir. Ve “buna su vereceksin” der. Hem yaşlı kadının çocuk sevgisini hem de yaşam sevincine tanık oluruz. Ama daha genel anlamda her insanın hayatta kalmak için beslediği ve canlı tutuğu bazı duyguların olduğunu anlıyoruz. Böylelilikle uydurulmuş bir gerçeklik değil var olan gerçeğin anlatımını izliyoruz. Ve bunu anlatırken sert bir gerçeklikle, kör göze parmak nevinden değil, naif, işlenmiş, düşünülmüş ve içine yedirilmiş bir anlatım yolu izleniyor. Bu durum siyasal anlamda ve ya toplumsal olarak farklı taraflarda olsak bile bu filmi izlerken gözlerimizi nemlendiriyor ister istemez. Şimdilerde İnci gibi ben de Ankara kalesine çıksam ve izlerken bir sigara yaksam Ulucanlar cezaevine karşı... Ama nafile artık. Ne İnci artık inci ne kuş o kuş ne de Ulucanlar bir cezaevi...

H.Metin Avcı / Zemheri Edebiyat 6. Sayı


Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın:
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:

Zemheri Edebiyat © 2006 Tüm Hakları Saklıdır
mydesign | haberci v0.2   [ w ]