|
Kategori: Makale |
Yazan: Kerem Buldu |
Okunma Sayısı: 351 |
07 Kasım 2008, Cuma
Ne zaman sağlam düşünsem sağlam öfkeleniyorum! Çürümüş beyinlerimizi tutsak eden otoriteye boyun eğdiğimizin farkında bile değiliz. Sözüm bize, biz sayın muhafazakarlar “metod” eksikliğimizin bedelini aklımızı kiraya vererek ödüyoruz. Ne kötü! Irak’taki işkence görüntüleri basına yansıdığında gecelerce gözyaşı akıtan, kavgaya soyunanlardanım ben de. Şimdi paçalarımı daha yukarıya sıvayıp düşünce umanında bir adım daha atıyorum. 14 Ekim Salı günü adalet bakanı Mehmed Ali Şahin, metris cezaevinde tutukluyken işkence sonucu ölen “ENGİN CEBER”in ailesinden devlet ve hükümet adına özür diledi. Yıllarca vatandaşı olduğumuz ülkenin yaptığı işkenceleri, zulümleri, şiddetleri, insanlık dışı eylemleri bir tarafa bırakarak Filistin’de yerde yatan bir çocuğa tekme atan İsrailli askere sövdük. Abu gureyb’de çırılçıplak mahkûmlara saldıran köpeklere ve sahiplerine öfke biledik. Allah’ı tanımadan, tanımlamadan, kendimizde tamamlamadan yaşamak böyle olsa gerek! “Mü’minin ferasetinden korkun; çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (tirmizi) Her sabah kapımızı kendi Filistin’imize, Irak’ımıza açıyoruz. Türkiye’de bulunan cezaevlerinde her gün onlarca İNSAN işkence görmektedir. Tüm bunlar olurken, bizim bu zulmü es geçmemizin altında yatan sebepler var muhakkak.
Birinci sebep: kendi gündemimizi bilmeyen biz Müslümanların fıkıh, metod eksikliği. Hayra ve şerre karşı koymanın önce kendi çevremizden başlamak gibi bir usulü olduğunu bilmemektir. Bunun sonucunda sistem dikkatimizi uzaklardaki kardeşlerimize çekmekte bir beis görmemekte, çünkü bu onların pisliğini örtmektedir. İkincisi, birinci sebep kadar masum değil. Muhafazakârlık kalıbında buzlaşmış fikir yapımız sistemin bizden farklı düşünen insanlara yapmış olduğu bu zulmü pek ala normal karşılayabiliyor. İslam’ın mührünü elinde tuttuğunu iddia eden bu noter tasdikli muhafazakarlar maalesef kendisinden olmayana yapılan haksızlığa, işkenceye susmak bir yana alkış tutmakta, bunu temizlik açısından gerekli görmekte. Zulmün hedefi, zulmü meşru kılmaz, böyle düşünen sayın muhafazakârlar en az o zalimler kadar bu zulümde pay sahibidir. Kutsanmış devletin eleştirisi mümkün olmadığından, yapmış oldukları da eleştirilmiyor. Sistem temelini kan, gözyaşı üzerine kurduğu için, ömrünü de bu gıdadan almak zorunda. “Kan ile yapılan inkılaplar daha muhkem olur, kansız inkılap edebileştirilemez” ( M. K. A. Bursa konuşması, 22 Ocak 1923) istiklal mahkemeleri tarafından idama mahkum edilen Mevlevi şeyhinin naaşının kabrinden çıkartılarak asılması bu zihniyetin elbette doğal bir sonucudur. İşte duygusallığın yıkıcı etkisine girmeden hakkı sahibine teslim etmek kutsanmış izmlerden daha öncelikli olsa gerek.
Tarih 8 Ocak 1996. Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe’de diğer gazeteci arkadaşları gibi “mutlaka bende izlemeliyim arkadaşlar” diyerek gittiği haberde, gözaltına alındı, işkenceye dayanamayarak öldü. Kimimizin adını duymak istemediği, kimimizin de “hak etti şerefsiz komünist” diyerek derin bir oh çekmeyle gündemimize sokmadığı Metin’in ahirette elleri, biz müslümanların yakasında olacağını hiç düşündük mü acaba? Peki ya Manisalı gençler? Hâkim karşısına çıktıklarında, uğradıkları işkenceleri anlatmaya utanan Manisalı gençler. İşkenceci polisler yargılanıyor fakat karar beraat. Seneler sonra Yargıtay Manisalı gençlerin işkenkence gördüğüne hükmediyor fakat bu defa her şeyi gören, her şeyi bilen yüce devlet-i aliyemiz kendi atadığı polisin nereye tayin ettiğini bulamıyor. Sayın başbakan Türkiye’de işkence olup olmadığı yönünde sorulan bir soruya şu cevabı veriyor: Ülkemde benim şu anda işkence diye bir olay yoktur ve bunu bildikleri hâlde, birilerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) gitmesini de, Avrupa Birliği'ne giderek yalan yanlış haberler taşımasını da anlamak mümkün değildir. Oysa rakamlar ve tanıklar hiç de öyle demiyor. İHD’nin yapmış olduğu araştırmaya göre; 2007 yılının ilk 6 ayında 376 kişinin işkenceye maruz kaldığını gösteriyor. Üstelik bu işkencelerin 68’i resmi mekan dışı. bir asırdan beridir yürütülen; duymadım, görmedim, bilmiyorum inkar politikasının iktidarlar ötesi bir vehamet olduğunun acı bir kanıtı değil midir tüm bu rakamlar? 2007 yılında gözaltına alındıktan sonra vurularak infaz edilen Nijeryalı FESTUS OKEY İslamcılar açısından iyi bir sınavdı. Yakınlarının cenaze talebine 66 gün sonra olumlu cevap veren içişleri bakanlığı acaba Nijeryalıların gözünde ne derece insani? Evet iyi bir sınavdı dedik. Bu insanlık dışı olaya ilk tepki ezilenlerin sosyalist platformu ve Beyoğlu esnafından. Ardından buna ihd ve mazlumder’de katıldı. islami kesim medyası olayı 3. sayfa haberi gibi geçiştirip gittiler. Yeri geldiğinde hak ve hukuk diye mangalda kül bırakmayan sayın cemaat ve kanat önderlerimizden konuyla ilgili tek kelime yok. Eminim onlar kalpleriyle buğz etmişlerdir! Gerçekten samimi solcu arkadaşların başörtüsü eylemlerinde özgürlük için, İsrail’i tel’in mitinglerinde kahrolsun İsrail siyonizmi, yaşasın özgür Filistin diye haykırdığı bir Türkiye’de Müslümanların bu zulum karşısındaki takındığı ölü taklidi ne kadar da acı değil mi? METİN'E METİN BİR METİN
Metin'in kafasında bir darp var Polis karakolundan morga kadar Mosmor Bir darbe var yüreğimizde beynimizde Soruyor bir işaret fişeği Biz ölerek mi yaşamayı öğreneceğiz hâlâ... Can Yücel
|