Yazarlarımız
»  Said Ercan
»  ZemheriEdebiyat
»  Züleyha Çay
»  Mehmet Şamil
»  H.İbrahim Polat
»  N. Yeşilyurt
»  Adnan Taş
»  Mehmet Türkmen
»  Mustafa Uçurum
»  M. Serkan Önder
»  Adige Batur
»  Ersan Er
»  Emine Şimşek
»  Yahya Kurtkaya
»  Yılmaz Yılmaz
»  Ceyhun Köse
»  Öznur Tunç
»  Ömür Kurt
»  Yücel Şenyer
»  Fikret Beg
»  Kerem Buldu
»  AbdulazizTantik
»  Leyla Marankoz
»  Sefa Bıyık
»  A. Apaydın
»  EbrarPınar Kara
»  Adem Turan
»  Sizden Gelenler
»  A.Yılmaz Tuncer
»  Murat Hazine
»  Tuba Ünal
»  A.Kadir Akdemir
»  A.Samet Kılınç
»  HasanTülüceoğlu
»  Gülnaz Eliaçık
»  Ümit Sönmez
»  Taylan Özkan
»  Tan Doğan
»  Atilla Yaşrin
»  C.Emre Teoman
»  Hümeyra Karagöz
»  Tarık Saydıran
»  H.Metin Avcı
»  Büşra Esed
»  Nilay BOLATTAŞ
»  Elif ALACA
Arama
Tarih Saat
  
Gül'e Dair/ Abdurrahman Apaydın

Kategori: Deneme | Yazan: A. Apaydın | Okunma Sayısı: 456 | 23 Ekim 2008, Perşembe

                                             GÜL'E DAİR/

    “Gül kokulu selamlarımı sunuyorum varlığının ruhuna… Ay ışığı güller düşürdü tebessümünden gönlüme”[1] ve sicim sicim işledi seni benliğime…

Güzellik bulutum! Yağmur yağmur yayıldın ruhumun kurak coğrafyasına, susuz ve sensiz çölüne… Şarkıların susuzlukla kesiştiği nağmeleri yutuyorum, tel tel saçlarını hayal ederken…

           He de de sürüklenen ömrümün sıkışan zembereğinden sevinçler boşansın üstümüze sağanak sağanak… Ve “çıkmamak için kaderimin kabuğuna giren ruhum”[2], gül-endam güzellikleriyle yeniden salınmaya dursun.

          

             Sevmek, âşık olmak, dünyaya yeniden doğmak. Ulviliğin hisse duhulü ve kavrama inkılâbı… Yaprağa rengini veren klorofilin güneşle imtizacı gibi, yaşama sevincini kazanmanın bir başka adı, kim bilir belki de ilk, temel ve en köklü adımı…

             İçinde sevinçlerin, barışların çiçeklendiği esenlik bahçem. Ben seni can havliyle sevdim, seni sevdim diye can evime dökülen kezzapları sevdim. Seni yaşayabilmek adına… Hayal ediyorum ve içselleştiriyorum, ruhumuzun el ele vererek büyük âlemi seyreyleyip âlem-i asğarın sevince inkılâbını fikreylemesini… Gözlerimi açıp kapayışım varlığınla her dem hemhal olmamın tecrübesini oluşturuyor senden habersiz… Seninle…

           Her dem seni dileniyorum Rabbimden, gönül sarayıma. Konaklar hazırladım sinemin mavi/yeşil sahillerine… Sadece senin için… Sevdam anlamımdır, hayat maratonunun sevgi kulvarında beni ifade eden… Bir ışık oldun havsalamda, gönlüme yoldaş olup yön veren… Gönlümün perdelerini çiçeklerle bezedim, zihin tarlamı lalelerle donattım ve kalbimi karanfillerle süsledim ki seni gönül hanemde iyi misafir edebileyim… “Nereye dönsem içimdesin ve dünya kirpiklerinin arasına”[3] mahkûm. Senden habersiz sende konaklattım beni, kusurumu hoş gör! Seni düşünürken kendimle, dinimle, Rabbimle yeniden ve daha samimi bir şekilde el ele tutuştum.

          Ey kaderimin ser halkası! Ezelde bir merhaba sunmuştu gözlerin kalbime”[4]. Neyse… Meyledemem artık bir başkasına… Tövbeler olsun…

           Dilimde büyüyen bir yürek göçmez mi acep gönül sarayıma. Geceler düştü ruhuma hasretinden, sevgisizliğe ağlayan geceler… Geleneğe uyup klasik olmakta hoş. Zira ‘Güller gıyabında sevilirlermiş.’

Boncuk boncuk ağlayan yağmurlarda “Kalbine burkulan hüzünlü akşamları”[5] düşman edindim. Kâbuslar kuşatınca senle dolu yüreğimi, varlığına hapsettim düşlerimi. Duygular firar edince gönül hapsinden, hüzün cenderesinden volkanlar düştü yüreğime, volkanlar düştü aşkımın darına, sessiz ve kahpece… Lakin sen kıştaki baharım oldun hep…

Gözlerimden senin için dökülen yaşlar buharlaşıp ta sevgi yağmuru olarak hayatına boncuk boncuk dökülsün isterdim, karanlık buselerle şaşkına dönerken ruhun… İdeallerim tebdil-i kıyafet yaptılar seninle, sevginle, hasretinle…

     Artık kafesinde nefessiz kalan aşklara gönül sarayları bulma arayışının, pencereler açma sevdasının hizmetkârlığını yapacağım. Gri günahlarım karardı, Yüreğime “mavi düş kırıntıları”[6]arıyorum. Ayrılık yollarda kaldı, yollarsa aramızda… Özlemin yutulmaz bir lokma oldu, ruhumu örseleyen. Gömerim hüznümü, sevdamı, acıtsa da ruhumu. Yeter ki firakınla tanıştırma beni. Ruhum kangren olmuş sevdanla, mavi bir busedir lazım olan.

Sevdam gülüdür yaşadıklarımın, yokluğunsa dikenleri vücuda getiriyor isteksizce. Sevda/Aşk bildik hanlardan en gizemlisi, en görkemlisidir. Bazen girişi olur da çıkmaya kapı bulamazsın. Bazen girişi de var çıkışı da… Bir de… Bir de aynı hana aynı anda aynı amaç için girişler olur ki... Duam ve özlemim bunadır.

     Mavi düşüm, bitmiş olmuyor sevdan, içimde ışıklar sönse de… Duygularımı dizayn eden, bedenimin, ruhumun kabesinde kadrolu rehberim oldun hep, emekliye ayrılmayacak olan. Kuşat varlığının özlemiyle yanan sensiz, susuz yüreğimi… Güllerin otağına sevgi tahtı inşa etmek, dikenli duyguların temeline volkan düşürmektir. Nasibim olsun istiyorum.    

        Önce ellerimiz çözüldü sonra kelimelerimiz sonra düşlerimiz sonra da yüreğimiz… Keşke aşk sığınağımız olsaydı da çözülmeseydi yüreğimiz, bozguna uğramadan atlatabilseydim bu belirsiz ve zamansız gönül fırtınasını… Ayrılık bir zorunluluk olsa bile sevimli kılabilirdik onu”[7]… Ve en acı gerçekleri bile sevgi ve umutla yeniden ve sınırlarını çizerek yoğurabilirdik. Keşke… Keşke unutabilsem seni.Yollara düşebilsem ve bıkabilsem hayattan. Başımı gökyüzüne kaldırdığım her seferinde gözlerin geçer üstümden, bazen yüreğime umut dolduran bir günün bitiminde bazen de paylaşmanın gereğine inandığım ve konuşmayı dahi göze aldığım saatlerde apansız bir şekilde düşüveriyor içime ve yitiriyorum bütün kelimeleri… “Harflerin mürekkebini yutuyor ayrılık”[8]… Ah… Ah bir kaldırabilseydim üstümdeki, ruhumdaki perdeyi belki yeni bir sayfa açılırdı… Kim bilir…

          Kapkaranlık gecelerde boşlukta bir umuda sarılarak bekliyorum seni. Ve düşlerimde konuk ediyorum gizlice… Özlemin esir aldı yüreğimi… Ve… Ve… Ve bir gün… En çok güvendiğim, bir elin parmaklarını dahi geçmeyen, değerli insanlardan ayrı ve kopuk yaşayacağımı ve yalnızlığın bir gün alnımdan öpüp yüreğimi acıyla burkabileceğini hiç mi hiç düşünmemiştim, düşünememiştim…

           Yalnızlığın, yokluğunun soğukluğuna dokundu yüreğim. Oysa ben gözlerimle konuşup, yüreğimle dokunmayı ne kadar da çok istemiştim. Kaderimi çizdim gözlerine usul usul… Ve dert oldun içime duman duman…

     Ve sen ey güzel denizlerin nasıl oluştuğunu ve neden mavi olduğunu düşündün mü hiç? Ağır iştir düşünmek, işkence çekmek istemiyorsan eğer! Boşalan buruk tebessümlerin varlığa inkılâbıdır deniz, cemaatidir gözyaşlarının ve deniz; mavi düşlerin, mavi umutların gözyaşlarıyla gelip bekleştiği duraktır, hasret kokan sevda nehirlerininse teskin mekânı… Ve… Ve… Ve yüreğimin sızıntısının gözyaşlarıyla denize göçmesidir mavi, yüreğimin sana ayrılan parçasıdır mavi, sana dair düşümünse rengi mavi…

Ve her şeyden önemlisi:

“ BİR EYVALLAHLIK YÜREKTİR YAŞAMAK”[9]  


[1] Prof. Dr. İskender PALA

[2] Agy

[3] Selahattin BATU

[4] Prof. Dr. İskender  PALA

[5] Bir Şarkıdan…

[6] Ali ÇOLAK, Mavisini Yitirmiş Yaşamak’tan

[7] Ali ÇOLAK, Age

[8] Ali ÇOLAK, Age

[9] Kahraman TAZEOĞLU, Mavi Ada’dan…

Abdurrahman Apaydın / Zemheri Edebiyat 6. Sayı

Fotoğraf : Said ERCAN

Abdurrahman Apaydın / Zemheri Edebiyat 6. Sayı

Fotoğraf : Said ERCAN


Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın:
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:

Zemheri Edebiyat © 2006 Tüm Hakları Saklıdır
mydesign | haberci v0.2   [ w ]